Trabzon Spor Lig'de Başarılı Olur mu?

Trabzon Spor Lig'de Başarılı Olur mu ?
  • Evet
  • Belki
  • Sanmıyorum
  • Hayır

OY VER

BİR TAS SICAK ÇORBA

Bir çalışma arkadaşımın başsağlığı dilemek amacıyla eşiyle birlikte gittiği ev sahibinden gördükleri ilgiyi naklederken, böyle samimi bir ortamda ikram edilecek bir tas sıcak çorbanın bile yeterli olabileceğini yürekten gelerek anlatmasından esinlenerek bu yazıyı kaleme alma gereği duydum. Bu güzel sohbet üzerine yüreğimden gelen bir dörtlüğü siz dostlarla paylaşmak isterim ‘Ne dünyada kalıcıyız, Ne yeniden gelici, Gönülleri hoş edelim, Olsunlar hep duacı’ Biz Türk milleti için, dünyanın en misafirperver insanı olduğumuz söylenir. Peki, atalarımızın çok zengin olması ve ikramda bulunması nedeniyle mi bu güzel yakıştırma layık görüldü bizlere. Çocukluğumda yaşadıklarımdan hatırladığım kadarıyla dedem rahmetli köyümüzün en zenginlerindendi. İhtiyacı olanlara ailesine ayırdığından fazlasını vermesi nedeniyle çoğu kez her istediğimize sahip olduğumuz söyleyemez.

Paylaşma ve kendisi için istemediğini başkaları için de istememe geleneği yurdun her yöresindeki insanınca halen sürdürülmektedir. Hiç unutmam köyümüzde koca bir kiraz ağacımız vardı bundan başka her çeşit meyveyi de yetiştirmişti dedem. O kiraz ağacı öyle bir ağaçtı ki bütün köy halkına yetecek kadar meyve verirdi. Çok lezzetliydi kirazı ağacın, canı çeken bize gelirdi kiraz yemek için. Dedem de o koca gövdeli ağaca usanmadan çıkar meyvelerini toplar ve ikramda bulunurdu misafirlere.

Sadece bununla sınırlı değildi dedemin yaptıkları, Sakarya cephesinde savaşmış ve Gazilik unvanı ile şereflendirilmişti. O savaşı ve hayat tecrübelerini o kadar güzel naklederdi ki, biz torunları değil sadece, köyden, hatta çevre köylerden onu dinlemeye gelenler sohbetine bayılırlardı. Babam gurbette, annem tarlada çalışır akşam eve yorgun dönerdi. Bu nedenle de yemekleri genelde ninem yapardı. Yemek konusunda çok becerili olmamasına rağmen, var olandan misafirlere ikramı severdi.

Ama her zaman dikkatimi çeken bir husus olurdu, dedemin o güzel sohbetleri karşısında yemeğin lafı bile edilmezdi. Yani bir tas sıcak çorba yanında, misafire gösterilen o müthiş sıcak ilgi. Ben hep söylerim dünyada en büyük zenginlik yetinmektir. Çünkü dünya servetimiz olsa da, insan midesinin alacağı belli, varlığa göre küçülüyor veya büyümüyor ki. Huzur içinde içilecek bir tas sıcak çorba da karın doyurabiliyor.

Peygamberimiz(S.A.V.) bir kurban keserler ve parça parça dağıtırlar. Sonra Hz. Ayşeye ‘Geriye ne kaldı’ diye sorar. Hanımı kalan küçük bir parçayı göstererek, hepsini dağıttık, sadece bu kaldı diye cevap verir. Bunun üzerine Peygamberimiz ’Birazını verdik fazla olan evde’ demekle verilenin esas olduğuna vurgu yaparlar. Bu ne güzel bir söz değil mi? Köydeki biri çiftçinin tarlada çok güzel mahsulü olur. Yoldan geçen adamın biri selam verir ve ‘Kolay gelsin bu yıl mahsulün bol zenginsin’ der. Çiftçinin adama cevabı ne olur dersiniz? ‘Ben bu mahsulü ambara almadan benimdir diyemem’ Burada söylenmek istenen mülkün bizim olmadığı sadece kullanıcısı olduğumuzdur.

Nice zenginler görürsünüz ayakları yere basmayan, zenginliğin verdiği kibirle etrafına caka satan. Oysa zenginliğiyle değil verdikleriyle, aç karnını doyurduğu, iş olanağı sağladıklarıyla övünmeli insan. Zengin veya yoksul olalım Yüce Allahın kime neyi ne zaman reva göreceği bilinmez. Dünyada enleri fazla olan hiçbir insan bunları lehine çeviremez Allah müsaade etmedikçe. Yani hiçbir en, yaşam suresini bir saniye dahi artırmaya yeterli değildir. Çünkü Allah her canlı için bir yaşam tarzı ve suresi koymuştur. En zengin veya en iyi makam sahibinin daha fazla yaşayacağı diye bir kural yoktur.

Dünyaya misafiriz, kimimiz zengin kimimiz yoksul, bazıları mevkileri gereği istediğini yaptırımı uygulama kudretine sahip olabilir, ama bunun kadar önemli diğer bir husus hataları olsa da insanları hoş görmek, onlara yeterince şefkat, sevgi ve saygı göstermek, kötülük görse de kini ön plana çıkarmamaktır. Nietzsche ‘Dünyada hiç bir şey insanı kin besleme duygusu kadar yıpratamaz’ der bir sözünde. Yunus Emre’nin de bir şiiri var bunun üzerine ‘ Gelin danış olalım, İşi kolay tutalım, Sevelim sevilelim, Dünya kimseye kalmaz’ İnsan yaşamı için gerekli olan her şeyi onun hizmetine sunmak, olanakları yeterli olan herkesin yapması gereken bir görevdir.

Güler yüzlü olmak her zaman mümkün olmasa da yapılması gereken bir görev gibidir. Çünkü çevremizdeki insanlar, asık suratlı insanların negatif enerjisinin tesirinde kalarak o gün içindeki performansları oldukça olumsuz etkilenebilir. Cenap Şahabettin(Şair-Yazar) ‘Gülen insan güneşe benzer, girdiği yeri aydınlatır’ Bu sözde anlatılması istenen samimi ve yürekten gelen bir tebessümün içinde sevgi, saygı, şefkat ve hoşgörü kavramlarının hepsinin bulunmasıdır. Yani insana sunulan en büyük ikramdır tatlı bir gülüş. Bir yöneticinin başarısı, çalıştığı arkadaşlarının performansına bağlı olup, yürekten gelen bir gülüş ve samimi kucaklayışın içinde saklıdır.

Ben Müslüman bir aile çocuğu ve Türk milletinin bir ferdi olarak çocukluğumdan beri hep yaşana gelen bir hasletimizden de söz etmek isterim. Buna haslet denir mi bilemiyorum. Ama ben denmez diye düşünüyorum. Nedir bu diye sorulacak olursa. Acımasız dünyanın acıyan üzülen insanlarının yeri ve zamanı geldiğinde acımalı olmalarının gerektiğidir. Yaşarken rencide edici sert sözlerle eleştirdiklerimizin, ölünce bu defa iyi yönlerini ön plana çıkarılması yolunun seçilmesi. Oysa husumet halinde olduklarımızı yaşarken hoş tutmak, bozulan ilişkilerin sağlığımızda düzeltilmesinin yolu aranmalıdır. Çünkü öldükten sonra yüz kez dövünsek, varsa hakkımız helal etsek bile, ya ölenin hakkı varsa bizde, ondan helallik alma olanağı ortadan kalkmış olmuyor ki.

Hep dikkatimi çekmiştir. Cenaze namazlarında her zaman sağ olandan ölüye olan varsa haklarının helal edilmesi istenir. Zaten yapılacak başka bir seçenek de kalmamıştır. Peki, ya ölenin bizde varsa hakları ondan nasıl helallik alınacak. Bunun için mahşer mi beklenecek. Orada pişmanlık fayda vermeyeceğine göre meseleyi burada çözmek gerek demek ki. İşte mesele de burada. Hak, hukuk ve hoşgörüyü burada yani dünyevi hayatta iken göstermek lazımdır. Bizde hep söylenegelen   ’Gönül ne kahve ister, Ne kahvehane, Gönül muhabbet ister, Kahve bahane’ Sözünde de belirtildiği üzere bir tas sıcak çorba, bolca sevgi, saygı ve hoşgörü maliyetsiz, ama herkesin memnun ve mutlu olabileceği en güzel ikramdır.

 

                                        bayramozkal@hotmail.com

 


07/02/2012 10:28:51
Yazarın Diğer Yazıları